Boyun Kıtlatmanın Zararları

22/2/2009

Boyun, bel, sırt ağrıları için genelde eklemlerimizi kütletiriz. Halbuki bu durum faydadan çok zarar verir. Kütletme gibi ani hareketler sinir sıkışmasına bu da şiddetli ağrıya sebep olur. Prof. Dr. Ayşen Yücel, kütletmenin kireçlenmeye yol açtığını anlattı.

Bel, sırt ve boyun ağrısı, masa başında hareketsiz çalışan kişilerin en çok karşılaştıkları sağlık sorunları arasında yer alıyor. Kimi zaman dayanılmaz hale gelen bu ağrılardan kurtulmak için genellikle bel ve boyun kütletme ile sırt çiğnetme yolları deneniyor. Uzmanlar bilimsel bir temeli olmayan bu yöntemlerin fayda etmediği gibi eklemleri zorlayarak kireçlenme ve ağrının şiddetlenmesi gibi sorunlara yol açtığı uyarısında bulunuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden algoloji uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, boynu rahatlatmak için yapılan hızla sağa ve sola döndürme işleminin (boyun kütletme) zararları hakkında bilgi verdi. Boyun kütletmenin halk arasında eklem kireçlenmesi olarak bilinen dejenerasyonun önemli sebeplerinden biri olduğunu söyledi. Boyun kütletmeyi alışkanlık haline getirenlerde bu tür kireçlenme vakalarına sık rastlanıldığını aktardı. Ayşen Yücel, boyun kütletmenin bazı durumlarda ağrının daha da artmasına yol açtığına dikkat çekerek, “Omurlarımızın arasında faset eklem diye adlandırdığımız eklemler var. Boyun kütletme gibi ani hareketler eklemlerin çok zorlanmasına, sinirlerin sıkışmasına, bunlar da şiddetli ağrı ve kas spazmına sebep oluyor.” diye konuştu.

Prof. Dr. Yücel, bel ve sırt ağrılarından kurtulmak için yaptırılan ’sırt çiğnetme’ işleminin kas zedelenmesi ve kanamalara yol açabildiğini bildirdi. Bazı kişilerin de boyun ve sırt ağrıları için gelişigüzel masaj yaptırdığını ifade ederek, “Rastgele masaj çok tehlikeli. Arkadaşına masaj yaptırdıktan sonra şiddetli ağrı ve kas çeperi zedelenmesi şikâyetiyle gelen pek çok hasta oluyor.” dedi.

En iyi tedavi egzersiz

Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı Prof. Dr. Semih Akı ise bel, sırt ve boyun ağrılarından kurtulmanın yolunun egzersizden geçtiğini anlattı. Ağrı şikâyetiyle gelen hastalar için fizyoterapist nezaretinde özel bir egzersiz programı hazırlandığını belirterek, “Kişinin yaşı, cinsiyeti, diğer hastalıkları, aktivite durumu ve daha önce egzersiz yapıp yapmadığı bile önemli. Birbirinden tamamen farklı iki kişiye aynı egzersizler verilmemeli.” açıklamasını yaptı.

[...]

Yazının Hepsini Oku...

Hormonlu Gıdaların Zararları

22/2/2009

Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur.
Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağrısı, egzama, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, bağışıklık sisteminde zayıflık, otoimnun hastalıklar, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, safra taşları ile kanser.

* Anne sütü de etkilenir mi?
Türkiye'de zirai mücadelede bin 250 çeşit ilaç kullanılmaktadır. Çukurova gibi yoğun tarım ilacı kullanılan bölgelerde, anne sütünde dikkat çekici oranlarda ilaç kalıntısı tespit edildi. Bu gerçekler doğrultusunda özellikle bebekler ve çocuklarımızın sağlığının ciddi tehlike altında olduğunu özellikle belirtmeliyim. Hormonlu gıdalar, bilinçsiz ve dikkatsizce tarım ilacı kullanımı, katkı maddeli gıdalar insan sağlığını ciddi olarak tehdit ediyor.

Aşırı kilo almaya neden olur mu?
Hormonlu gıdalar, sürekli tüketilirse vücut mekanizması bozulabilmekte ve bir çok hastalık ortaya çıkabilmektedir. Bağışıklık sisteminin bozulması demek ise başta kilo ve kanser gibi hastalıkların görülmesine sebep olur. Hormonlar, bütün sistemlerimizi çalıştıran maddelerdir. Boyumuz kilomuz gibi dış görünüşümüzde, ruhsal dengemizde ve fiziksel aktivitelerimizde organlarımızın çalışmasında rol oynarlar. Sağlıklı bir insanda doğumdan itibaren yaşamının her alanında gerekli bütün hormonlar vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlamaktadır. Ancak normal çalışan bu sisteme beslenme alışkanlığı başta olmak üzere dışarıdan gelecek etmenlerle müdahale yapılırsa sistemde bozulmalar olacaktır. Yoksa hormon yapısı bozulan çocuklarda gelişim bozulukları görülmektedir. Bunların başında da şu an büyük tehlike çanları çalan obezite gelmektedir.

Erken Ergenlik Görülüyor
Ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar var. Sadece belirtiler açısından değil zamanlama olarak da kız ve erkek çocuklar arasında belirgin ayrılıklar bulunuyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Kızların 10 yaşından, erkeklerin 12 yaşından itibaren ergenliğe adım attığı kabul ediliyor. Kızlarda meme büyümesi, erkeklerde cinsel organların büyümeye başlaması ile ergenlik başlıyor. Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, “Ergenlik 10 – 18 yaş aralığı kabul edilir. Buna karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerin ortaya çıkması, bir hastalık belirtisi olarak görülmeli ve tedavi edilmesi gerekir.” diyor ve şöyle devam ediyor: “Hormonlu gıdalar, erken ergenliğinin sebeplerinden sadece biri. Adet döneminden sonra kızlar ancak 5 – 6 cm boy atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Bu açıdan erken ergenlik belirtilerinin varlığında geç kalınmadan bir uzmana başvurmak gerekir.

[...]

Yazının Hepsini Oku...

Sera Etkisinin Zararları

22/2/2009

Küresel ısınma, sera etkisiyle atmosferin periyodik olarak sıcaklığının artarak ısınması olup, doğal bir süreçtir. İnsanların aktiviteleri sonucunda atmosfere, özellikle gazların girdileri arttığından etki giderek fazlalaşmaktadır. 16.02.2001 tarihinde Cenevre’de açıklanan BM Çevre Raporuna göre 21. Yüzyılda, ortalama hava sıcaklığının 1.4 ºC ile 5.3 ºC arasında artacağı, buzulların erimesiyle denizlerin 8-88 cm kadar yükseleceği, uzun vadede dünyanın fiziksel yapısında geri dönüşümü olmayan değişiklikler ortaya çıkacağı, Afrika kıtasında, tarım rekoltesinin düşeceği, ortalama yıllık yağış miktarının azalacağı, su sıkıntısı görüleceği, Asya kıtasında, kurak ve tropik bölgelerde yüksek sıcaklıklar, seller ve toprak bozulması, kuzey bölgelerinde ise tarım rekoltesinde artış görüleceği, tropik kasırgaların artacağı,Avrupa kıtasında, güney bölgelerinin kuraklığa eğilimli hale geleceği, Alp Dağları buzullarının yarısının 21. Yüzyılın sonunda yok olacağı ve tarım rekoltesinin azalacağı, Kuzey Avrupa’da ise tarım rekoltesinin artacağı, Lâtin Amerika’da kuraklık olacağı, sellerin çok sık tekrarlanacağı, tarım rekoltesinin azalacağı, sıtma ve koleranın artacağı, Kuzey Amerika’da tarım rekoltesinin artacağı, özellikle Florida ve Atlantik kıyılarında deniz seviyesinin yükseleceği, büyük dalgaların oluşacağı ve sellerin görülebileceği, sıtma ve ateşli humma gibi hastalıkların artacağı, sıcaklık ve nem artışıyla ölüm oranının artacağı,turkeyarena.com Polar bölgelerde buzulların eriyeceği, bitki ve hayvan türlerinin sayısının ve dağılımının etkileneceği, buzulların erimesiyle bağlantılı olarak deniz seviyesi her yıl 0.5 cm kadar yükseleceğinden, gelecek 100 yıl içersinde mercan kayalıklarının zarar göreceği, çok sayıda küçük ada ve kıyı kentlerinin sulara gömüleceği gibi öngörülere yer verilmekte ve dünyanın bilinmezlerle dolu bir geleceğe doğru yol aldığı ortaya konmaktadır. Küresel ısınma üzerinde en etkili gaz olan karbondioksit emisyonlarını % 5 oranında azaltmak için bütün ülkelerin doğayı etkilemeyen yeni endüstri politikalarını devreye sokmak zorunda olduğu belirtilmektedir....
[...]

Yazının Hepsini Oku...

3 G Teknolojisinin Yararları (Faydaları)

22/2/2009

3G'nin getirmiş olduğu birçok yenilik vardır:
Mesajlaşma, internet erişimi ve yüksek hızda çoklu ortam haberleşme desteği
Gelişmiş hizmet kalitesi
Gelişmiş pil ömrü
Konumlandırma hizmetlerinin sağlanması
İşletim ve bakım kolaylığı
Mevcut şebekelerle birlikte çalışabilirlik, 2G’ye dolaşım sağlayabilme
Mevcut şebekelere geriye doğru uyum sağlayabilme, düşük kurulum maliyeti
Gelişmiş güvenlik yöntemleri sayesinde mobil ticarete ortam sağlayabilme
Goruntulu konusmayida sağlar
Medya haberciliği açısında çekilen video görüntülerinin en hızlı bir şekilde haber merkezine yetiştirilmesi
4 saatte indirilen 700 MB'lık Divx bilgisi 1 saatte indirilecek (2 mbit hız)
Görüntülü komuşmayı sağlar.
[...]

Yazının Hepsini Oku...

Sürekli Kızartma Yapmanın Zararları

22/2/2009

Çin ve Tayvan`da yapılan araştırmalarda, sürekli kızartma yapan kadınlarda uçucu maddeler nedeniyle akciğer kanseri, yüksek sıcaklıkta kızartılan et dolayısıyla da kalp hastalıklarının arttı

Çin ve Tayvan`da yapılan araştırmalarda, sürekli kızartma yapan kadınlarda uçucu maddeler nedeniyle akciğer kanseri, yüksek sıcaklıkta kızartılan et dolayısıyla da kalp hastalıklarının arttığı görüldü.
İzmit Belediyesince Yunus Emre Kültür Merkezinde düzenlenen "Bitkisel Atık Yağların Geri Dönüşümü" konulu panelde konuşan Kocaeli Üniversitesi(KOÜ) Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Akın, bitkisel atık yağların insan sağlığına olumsuz etkilerini anlattı.

Zeytin, ay çiçeği, mısır ve pamuktan üretilen bitkisel yağların kızartmalarda kullanıldıktan sonra kimyasal değişime uğradığını ifade eden Akın, atık kızartma yağlarının insan sağlığına zararları olduğuna dikkati çekti.
Kızartmada kullanılan bitkisel yağın renginin koyulaştığını, akıcılığının azaldığını dile getiren Akın, şöyle devam etti:
"Çin ve Tayvan`da yapılan araştırmalarda, sürekli kızartma yapan kadınlarda yağdan kaynaklı uçucu maddeler nedeniyle akciğer kanseri, yüksek sıcaklıkta kızartılan et dolayısıyla da kalp hastalıklarının arttığı görülmüştür.

Patates kızartmalarında da nişasta ve yağın reaksiyonu sonucu kanserojen etki görülebiliyor. 170 derecenin altında yapılan patates kızartmasında bu kanserojen etki görülmüştür. Kızartma içinde, kopmuş yağ zincirindeki kutupların ölçülmesi toplam polar madde (TPM) ölçümü olarak adlandırılır. TPM oranı yüzde 25`in üzerinde olursa sağlığa zararlıdır.
Bu oran Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 2007 yılındaki tebliğinde belirtilmiştir.
Bu ölçüme gerek duyulmadan yağın renginin koyulaşması, kötü kokması, kıvamının artması ve köpürmesi yağın atık hale geldiğini belirler. Ay çiçeği yağı da en fazla 3 kez kullanılmalıdır."

Yılda 350 bin ton atık yağ
KOÜ Teknik Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Çanakçı da bitkisel atık yağların geri kazanımında Avrupa ülkelerinden örnekler verdi.
Atık yağların ev akarına boşaltılmasıyla kanalizasyon hatlarının tıkandığını, bu yağların arıtma tesislerine zarar verdiğini, denizi ve akarsuları kirlettiğini bildiren Çanakçı, ABD ve Avrupa ülkelerinde atık yağların toplanarak biyodizel üretiminde kullanıldığını belirtti.
En yaygın uygulamanın Avusturya`da görüldüğünü ifade eden Çanakçı, bu ülkede 600 civarında atık yağ toplayan şirketin faaliyet gösterdiğini vurguladı.
Türkiye`de yılda 1.5 milyon ton bitkisel yağ tüketildiğini ve 350 bin ton atık yağ oluştuğunun sanıldığını ifade eden Çanakçı, bazı belediyelerin atık yağların konutlardan toplanması çalışmalarına başladığını kaydetti.

[...]

Yazının Hepsini Oku...

Sahte Kolanyanın Zararları

22/2/2009

Kolonyanın içeriğindeki maddelerin sağlık açısından büyük risk taşıdığı belirtildi. Vücuda solunum, ağız ve deri yoluyla giren bu maddeler beyni, ciğerleri ve deriyi etkiliyor. İşte kolonyanın zararları;

Kolonya yapımında etil Alkol yerine metil Alkol kullanıldığını vurgulayan Dr. Murat Akbaş, `Bu tür kolonyaları kullananların tat, koku duyularında hatta beyinlerinde hasar oluşabiliyor` dedi.
Serinlemek veya temizlik amacıyla kullanılan kolonyanın yararından çok zararını olduğunu söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Akbaş, kolonyanın birçok hastalığa davetiye çıkardığını belirtti. Akbaş, kolonya ve kolonyalı ürünün yapımında etil Alkol yerine metil Alkol kullanıldığını anlatan Akbaş, metil Alkolün sağlık açısından son derece tehlikeli olduğunu kaydetti.
Kolonyanın telafisi olmayan sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Akbaş, `Bu kolonyaları kullanan kişilerin damak zevki bozuluyor, koku kaybı sorunu yaşıyor, derilerinin yapısı bozuluyor, hatta kişilerin beyinleri bu kokulardan zarar görüyor` dedi.

KOKU ALAMIYOR DOĞRU BESLENEMİYORLAR
Koku kaybı yaşayan kişilerin, kokuları zamanla yanlış yorumlamaya başladıklarını ifade eden Akbaş, sokakta binlerce kişinin koku kaybı sorunu yaşadığını bilmeden hayatlarını sürdürdüklerini belirtti. Koku kaybı sorunu yaşayan kadınların erkeklere oranla daha fazla olduğunu dile getiren Akbaş, `Kadınlar kokuya daha fazla önem verdikleri için her türlü ürünü koklamadan geçemiyorlar` ifadelerini kullandı.
Koku kaybı sorunun beslenme problemini de beraberinde getirdiğini kaydeden Akbaş, şunları kaydetti: `Kokusunu beğenmediğiniz bir yemeği kimse yemek istemez. Bu hastalığa yakalanan kişiler, yemeklerin kokusunu alamadıkları için doğru beslenemezler` diye konuştu.

MÜMKÜNSE HİÇ SÜRMEYİN
Kolonyanın derinin yapısında da değişiklere neden olduğunu dile getiren Akbaş, `Kolonya cildi kurutur, özellikle hassas ciltlerde terleme olmasını engeller ve ciltte bakterilere karşı savunma mekanizmalarının çalışmasını önler` dedi. Bu durumun telafisi olmayan sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Akbaş, `Her kolonyayı vücudunuza sürmeyin. Mümkünse kolonyayı hiç kullanmayın` uyarısında bulundu.

KADIN VE BEBEKLER RİSK ALTINDA
Özellikle kadınların ve bebeklerinin risk altında olduğunu anlatan Akbaş, `Kadınlar, bebeklerinin kirlenen elllerini ve altını temizlemek içi kolonyalı ürünleri tercih ediyorlar. Kolonyalı ürünler bebeğin cildini temizlemiyor aksine bakterilerin yapışmasına neden oluyor` dedi.

KOLONYA YERİNE SU KULLANIN
Kolonyanın temizlik ürünü olarak kullanılmasının da sakıncalı olduğunu kaydeden Akbaş, `Bazı kişiler özellikle tuvaletten çıktıktan sonra ellerini sabunlamak yerine kolonya ile mikropları öldüreceğine inanıyor. Bu son derece yanlış. Kolonya mikrop öldürmüyor aksiye mikropları çoğaltıyor` dedi. Suyun bakterileri azaltmakta kolonyadan daha etkili olduğunu ifade eden Akbaş, `Kolonya yerine suyu tercih edin` dedi.

[...]

Yazının Hepsini Oku...